Forumbulteni.Com     forum  

Geri Git   Forumbulteni.Com > >
Yardım Topluluk Ajanda Bugünki Mesajlar Ara

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.Nisan.2019, 14:51
RocKa RocKa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Junior Member
 
Üyelik tarihi: 05.Ocak.2019
Nereden: Ethiopia
Mesajlar: 0
RocKa - İCQ üzeri Mesaj gönder RocKa - AİM üzeri Mesaj gönder RocKa - YAHOO üzeri Mesaj gönder RocKa isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Gérard Depardieu yıllara merydan okuyor

Gérard Depardieu, pek çok kişi için adı (ve de yüzü) Fransız sinemasıyla özdeşleşmiş biri. Tanınmış yazar John Updike, zamanında onun bu özelliğine atfen "Galiba içinde Depardieu'nün olmadığı bir Fransız filmi izleyemeden öleceğim" diyecektir. Gerçekten, kaba bir istatistik çıkarırsak, Depardieu'nün neredeyse her yıla en az üç film sığdırmak gibi ezici bir tempoda çalıştığını görüyoruz. Bir de 2000 yılında olduğu gibi, altı-yedi filmle kapattığı yılları düşünürsek ona çalışma temposu açısından Fassbinder'in oyuncu versiyonu demek, pek de zorlama bir gözlem olmayacaktır.


Her kalıbın oyuncusu

Depardieu, sinemayla ilk tanışması olan, 1965 tarihli kısa belgesel "Le beatnik et le minet"den bugüne tam 114 filmde rol almış; TV projelerini de eklediğinizde bu rakama 140'ı geçiyor. Fransa'dan İngiltere'ye, Almanya'dan İtalya ve ABD'ye kadar, birbirinden çok farklı ülkelerin filmlerinde yer almış olan üstat oyuncunun yönetmenler konusunda da ülkelerden aşağı kalmayan, şaşırtıcı bir yelpazesi var: Marguerite Duras, Francis Weber, Claude Sautet, François Truffaut, Claude Miller, Alain Resnais, Maurice Pialat, Claude Berri, Bertrand Bilier gibi önde gelen Fransız yönetmenlerin yanı sıra, Ridley Scott, Randall Wallace gibi büyük gişe filmleriyle tanınan yönetmenler ve de Peter Weir, Kenneth Branagh gibi sanat sinemasıyla ticari sinema arasında yer saha isimlerle de çalışmış. Bu isimler sizi aldatmasın, sinema konusunda Depardieu'nun en öne çıkan tavrı, hiçbir vakit elitist bir yaklaşım içine girmemesi: "Hayatta sinemadan çok daha önemli ve de keyifli şeyler var" diyen Depardieu, "Bimboland (1998)", "Astérix et Obélix contre César (2002)" ve "102 Dalmaçyalı (2000)" gibi, hem hayranlarının, hem de eleştirmenlerin kendisiyle bir türlü örtüştüremediği, 'kötü' denilebilecek filmlerde de rol almaktan vazgeçmiyor.


Depardieu hakkında bir şeyler yazmaya giriştiğinizde, deneyimli oyuncunun sürekli öne çıkarılan (mitleştirilen ya da magazinleştirilen) geçmişinden bahsetmeden yapamıyorsunuz. Sorunlu bir çocukluk geçiren aktör, henüz 12 yaşındayken evden kaçıp Michelle ve Irène adlı iki fahişeyle yaşamaya başlamış; bu hayatın bir uzantısı olarak da erken yaşta kanundışı işlere bulaşmış, alkol ve sigarayla erken yaşta tanışması da cabası. Ancak, bu tehlikeli hayatı uzun süre devam ettirememiş Depardieu, işlediği küçük suçlar artıp da polis tarafından yakalanınca bir süre hapiste yatmak zorunda kalmış. 16 yaşında, hapisten çıkıp Paris'e döndüğündeyse, klişe tabirle, hayatında yeni bir sayfa açmış. Thétre Nationale Populaire'in oyunculuk seçmelerine katılıp da seçilince, geçmişinin yarattığı güvensizlikten yavaş yavaş kurtulmaya başlamış. Marguerite Duras, Peter Hanke, David Storey, Israel Horowitz, Moliere ve Natalie Sarraute gibi isimlerin de yazarları arasında yer aldığı on beşten çok oyunda rol saha Depardieu, ona asıl ününü getirecek sinema alanında çıkışını ise 1973 yılında, Bertrand Blier'nin "Les Valseuses" (pek çok yerde 'Valsçiler' olarak çevrilse de film Fransızca'da 'erkeğin torbaları' anlamına da geliyor) ile gerçekleştirdi. Aynı yıl içinde, tiyatroda beraber çalıştığı Marguerite Duras'nın "Nathalie Granger" filminde de önemli bir rol alması, "Les Valseuses"deki başarısını da pekiştirecek ve Depardieu'nün bir çıkış dönemine girmesini sağlayacaktır. Bu dönemde ard arda çok önemli yönetmenlerle çalışır genç oyuncu: Claude Sautet ("Sen, Ben ve Diğerleri", 1974), Claude Goretta ("Pas si méchant que ça", 1974), Barbet Schroeder ("Metres", 1976), Bernardo Bertolucci ("1900", 1976), Marco Ferreri ("Son Kadın", 1976; "Maymun Düşü", 1977), André Téchiné ("Şebeke", 1976), Claude Miller ("Ona Sevdiğimi Söyleyin", 1977), ... Bu arada ona ilk kez güvenip önemli roller veren Duras ve de özellikle Blier'yi unutmaz: Duras'yla 1977'de "Kamyon"da, Blier'yle ise 1978'de "Mendillerinizi Hazırlayın" ve 1979'da "Soğuk Büfe" filmlerinde beraber çalışır ve bu filmlerin başyapıt düzeyinde başarılı olmasında önemli pay sahibi olur. Özellikle Blier'nin filmlerinde kendine has bir üslup geliştiren Depardieu, ne kadar aykırı davranırsa davransın, ne kadar kabul edilemez şeyler söylerse söylesin, izleyicinin tepki göstermeden kabul edebildiği karakterler yaratmada çok başarılıdır (Depardieu, bu gözlemimize muhtemelen itiraz edecektir, çünkü o sık sık oyunculuğa bakışını açıklamada "Benim imajım yok. Bir aktörün belirli bir imajı olmasını hiç doğru bulmuyorum, aksine hiçbir imajın temsilcisi olmamalı ki farklı kalıplara rahatlıkla girebilsin" türü şeyler söyleyecektir. Bu anlayışı kariyeri boyunca uyguladığını söylemek yanlış olmaz, "Danton", "Cyrono", "Rodin", ve son olarak "Vidocq" gibi efsaneleşmiş karakterleri ihtişamlarına müsait canlandırabildiği gibi, "Amerikalı Amcam"daki René, "Son Metro"daki Bernard gibi yaşamın içinden kopup gelmiş karakterleri de tam tersi bir yalınlıkta perdeye taşıyabilmiştir.)


80'ler boyunca çıtayı hiç düşürmeden yoluna devam eden Depardieu, 90'lara yaklaşıldığında 'genç ve yetenekli aktör' imajından sıyrılıp, pek çok kişi tarafından 'Fransa'nın en çok tanınan ve de en başarılı aktörü' sıfatıyla anılmaya başladı. İlk günlerden beri, 'biçimsiz ama çekici' olan fiziği, 90'larda iyice artan kilolarıyla çok daha ilginç bir hal aldı. Ancak git gide büyüyen bedeni, yeteneğini hiçbir vakit törpülemedi. 1990'da "Cyrano de Bergerac"taki performansıyla, Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Aktör Ödülü' ve 'César Ödülü' kazandı. Aynı yıl, Yeni Kıta'ya geçen ve Avustralya kökenli Peter Weir'ın yönettiği "Yeşil Kart"ta Andie McDowell'la beraber rol saha Depardieu, hem kendine farklı bir izleyici kitlesi yaratmış oldu, hem de filmin elde ettiği gişe başarısıyla Hollywoodlu yapımcıların listelerine de iç oldu. Bu başarısı, "1492 - Cennetin Keşfi", "Kahraman Babam", "Hayal Arkadaşım", "Hamlet" ve de "Demir Maskeli Adam" gibi ABD yapımlarında rol almasını sağlayacaktır.

Ölümle flört

Bir yandan kendini hırpalayarak çalışan, bir yandan da özel zevklerinden vazgeçmeyen üstat oyuncu, 90'ların sonlarında ölümle flört eder: 1998'de ağırbaşlı bir motosiklet kazası geçiren ve bir süre komada kaldıktan sonra sağlığına yeniden kavuşan Depardieu, eski temposunu yakalamaya çalışınca bedeninin yine yorgun düştüğünü hissetti ve 2000 yılında bir check-up yaptırmaya karar verdi. Basit birkaç işlem sonrası hastaneden elini kolunu sallayarak ayrılacağını düşünse de durumu hiç de düşündüğü gibi toz pembe değildi: üstat aktörün kalbi yorgun düşmüştü ve acil olarak by-pass yapılması gerekiyordu. Neyse ki, abullabut ama güçlü bedeni bu badireyi de atlattı. Art arda gelen bu olaylar, "Kendime hiç bakmam. Eğer her an kendime baksaydım, asla kendimi görmezdim" diyen Depardieu'nün hayata bakışını biraz değiştirmiş gibi gözüküyor. Her ne kadar çalışma temposundan ödün vermese de [2002'de biri TV dizisi, biri TV filmi, biri de belgesel olmak üzere tam on projede hayranlarıyla buluştu. Bunlardan ?Astériks ve Oburiks: Görevimiz Kleopatra?yı (?Astérix & Obélix: Mission Cléopâtre?) vizyonda, ?Babanı Sev"i (?Aime ton père?) de İstanbul Film Festivali?nde izlemiştik; geçtiğimiz yıllarda vizyona giren ?Dina (Lanetli Kadın)?, Depardieu?nün bu verimli yılından sinema gündemimize düşen üçüncü yapımdı], en azından özel zevklerinde bazı kısıtlamalara gitmeye razı olmuş gibi gözüküyor: "Ameliyattan derhal önce, istikbal günlere çok umutla bakmaya başladım. Çocuklarımı ve beni seven onca insanı düşündüm ve kendi kendime şöyle dedim: 'Onları daha çok dinleyeceğime söz veriyorum' ve şimdi gerçekten dinliyorum. Artık sigara içmiyorum, içkiyi de elimden geldiğince azalttım. En çok zorlandığım da daha az yemek; ama onu da başarmak için -en azından- uğraşıyorum"


Nitekim üstat aktör, yakın dönemde "Michou d'Auber" filminin setinde 'Le Parisien Dimanche' gazetesine verdiği demeçte, artık setlerde olmanın kendisine çok yorucu geldiğini ve yakında sinemaya veda edeceğini açıklamıştı. Ancak, 25. İstanbul Film Festivali'ne Catherine Deneuve'le beraber misafir olup Onur Ödülü aldığığnda, gözlerindeki ışıltı ve enerjisiyle, hiç de sinemayı bırakacakmış gibi bir mesaj vermiyordu çevresine. Ne diyelim, her işte bir hayır vardır, ama Depardieu'nün setlere veda etmesinde sinema adına hayırlı bir şey yok.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
depardieu, gerard, merydan, okuyor, yıllara


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Açık

Forum Jump


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:06.


mersin escort alanya eskort