![]() |
![]() |
#1
|
|||
|
|||
![]()
Asıl yeteneğini çılgın yönetmen Pedro Almodóvar'ın filmleriyle kanıtladı. Kısa sürede İspanyol sinemasının en yetenekli oyuncularından birisi haline geldi. Doksanlı yıllar ise Banderas'ın Hollywood'a gelişiyle ün ve nakit içinde geçti. Banderas bu hafta, yıllar sonra ikinci kez yönetmen koltuğuna oturduğu "Yaz Yağmuru" ile karşımızda.
Faşist Franco diktasının en güçlü yıllarını yaşadığı bir dönemde dünyaya geldi Banderas. Çok neşeli bir çocuktu; çevresindeki insanları eğlendirmeyi kendisine amaç edinmişti. En büyük zevki ise futbol oynamaktı, ancak bu uğraşı ayağının kırıldığı bir maç sonrası yok oluverdi. On dokuz yaşında Milos Forman'ın '68 kuşağına adadığı "Hair" filmini izleyen Banderas gördüklerinden çok etkilendi ve sinema sanatına ilk görüşte aşık oldu. Böylece Banderas, sinemanın tek eğlence olduğu küçük kasabasında yeni bir dünyayı keşfetmeye başladı. Ailesinin tüm muhalefetine karşın oyunculuğa büyük bir alaka duyuyordu ve drama atölyesine yazıldı. Burada kendisi gibi genç, oyunculuğa sevdalı insanlarla tanışan Banderas, şehir şehir, sokak sokak İspanya'yı dolaşmaya başladı. Tiyatro kendisine yepyeni ufuklar açmıştı; dünya onun için daha güzel bir yer haline gelmişti artık... Tiyatrocu Banderas Ancak Banderas hırslıydı, daha çok gezmek, daha çok oynamak istiyordu. Yirmi bir yaşında Madrid'e geldi ve İspanya Ulusal Tiyatrosu'na kabul edildi. Nakit kazanmak için çeşitli işlere girip çıktı, sonunda bir oyunda gösterdiği performansla adını duyurmayı başardı. Faşist Franco'nun tarihin çöplüğüne gömülmesinin ardından genç İspanyol yönetmenler özgürce film çekebilecekleri bir atmosfer yakalamışlardı. Franco'nun hastalıklı ve yasakçı anlayışı sinemacıları da etkilemiş, muhalif aydınların filmleri engellenmeye çalışılmıştı. Bu arada dünya değişiyor, İspanyol kültürü de şiddetle besleniyor, kışkırtıcı tangolarından bile daha yırtıcı bir hal almaya başlıyordu. Pedro Almodóvar, bu değişimin temposunu en iyi yakalayan yönetmenlerden birisiydi ve seksenlerin başında ismi kimseler tarafından duyulmamış bir sinema aşığından başka bir şey değildi... Almodóvar, İspanyol sinemasını yeniden inşa etmek, tüm dünyanın İspanyol lirizmini yeniden hatırlamasına öncülük etmek istiyordu. Bunun için kendisine genç ve yetenekli oyuncular gerekiyordu öncelikle. Banderas'ı bir oyunda izledikten sonra düşüncelerini ve projelerini ona açıklayan Almodóvar, böylece genç oyuncuyla yıllarca sürecek bir dostluğun temellerini attı. 1982 yılında "Labyrinth of Passion" ile başlayan Banderas-Almodóvar birlikteliği "Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar" ile tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başardı. Film, sanat sineması tutkunlarını olduğu kadar perdede eğlence arayan seyirciyi de mesut etmeyi başarmıştı. Almodóvar'ın çılgın adamı Almodóvar ile beraber kotardıkları son film olan "Bağla Beni" , Banderas'ın Yeni Dünya'ya gitmeden önce yaptığı son büyük film oldu. Banderas filmde, uyuşturucu bağımlısı bir porno film yıldızını kaçırıyor, kadını kendisine aşık olana kadar yatağa bağlıyordu. Büyük sansasyon yaratan "Bağla Beni", Banderas'ın eşcinsel olduğu söylentilerinin ortalıkta dolaşmasına neden oldu bir anda... Daha önce birçok çizgi-dışı ıra canlandırmış olan genç oyuncu pek de mesele etmedi bunu. Amerikalı yönetmen Arne Glimcher, Pulitzer ödüllü roman uyarlaması "The Mambo Kings" için Banderas'a rol verirken büyük bir risk aldığının farkındaydı. Banderas Amerika'da tanınmıyordu, üstelik tek sözcük İngilizce konuşamıyordu. Ancak adam çok yetenekliydi, üstelik karizmasıyla kadın seyirciyi tavlaması da mümkündü. Dil kursuna yazılan Banderas, sonunda İngilizce öğrendi ve film için hazır hale geldi. "The Mambo Kings" alaka çekici bir yapım oldu, eleştirmenler Banderas için övgü dolu satırlar yazdılar. Yakışıklı İspanyol, Yeni Dünyalıları etkilemeyi başarmıştı; ancak bu sadece bir başlangıçtı Hollywood'da bir İspanyol Jonathan Demme'in Tom Hanks'e Oscar kazandıran filmi "Philadelphia"da çok iyi bir rol kapmayı başardı. Banderas filmde Hanks'in sevgilisini, yani tekrar bir eşcinseli canlandırıyordu. Amerika, İspanya'dan çok daha tutucu bir ülkeydi, ancak "Philadelphia" zaten içeriğiyle asıl sansasyonu yaratmıştı. Filmi izleyen kimsenin Banderas'a laf edecek hali yoktu. "Madonna ile Yatakta" el altından satılan ve Banderas ismini adeta ilahileştiren bir belge-filmdi ve sanatçının Amerikalılar tarafından her yeni filmi merakla beklenen bir oyuncu olmasını sağladı. Daha sonra üç büyük yönetmenle çalıştı (Bille August - "Ruhlar Evi", Neil Jordan - "Vampirle Görüşme" ve Robert Rodriguez - "Desperado") . Banderas'ın ruhuna en iyi ahenk sağlayan film kuşkusuz "Desperado"ydu; elinde gitar çantası, güzel bir kadının kalbini çalıyor, yakıcı güneş altında kötü adamlara bombalar fırlatıyordu... Rodriguez'le daha sonra bir "Dört Oda" episodunda beraber çalışan Banderas, yönetmenle kimyalarının çok iyi tuttuğunu kanıtlamış oluyordu. Daha sonra ise Alan Parker'ın "Evita"sı ve "Two Much" gibi önemsiz yapımlarda oynayan Banderas oyunculuğundan çok özel hayatıyla gündeme geldi. Evet, Amerikan sinemasının doksanlı yıllar-transferi, erkek güzeli Antonio Banderas yoluna devam ediyor. "Kesinlikle Amerikalı değilim. İlk günkü kadar İspanyol'um" diyen Banderas sözünde durmuş gibi gözüküyor; çünkü kariyerini Hollywood filmleriyle sınırlamaya pek niyetli değil gibi. 2002'de Brian de Palma'nın Fransız yapımcılarla çektiği "Öldüren Kadın"da izlediğimiz Banderas, geçen yıl bu vakitlerde, ilki beklenmedik bir sükse yapan "Spy Kids"in ikincisinde tekrar "Latin James Bondu" Gregorio Cortez rolüyle gündemimizdeydi. Rodriguez'le ortaklığını Almodóvar'la olduğu kadar geliştirmeye kararlı görülen İspanyol aktör, daha sonra Salma Hayek ve Johnny Depp ile beraber rol aldığı yeni bir Rodriguez filmiyle, "Bir Zamanlar Meksika'da" ile karşımıza çıkmıştı. Sonrasında ise, popülerliğinin çok uzağında duran, siyasi açıdan oldukça duygulu bir konuya el atan Kayıp Hayatlar" filminde, eski günlerini hatırlatan bir rolde karşımıza çıktı Banderas. 1999'da, eşi Melanie Griffith'in başrolde yer aldığı "Crazy in Alabama"dan 7 yıl sonra tekrar yönetmenlik aşkı kabaran Banderas, Antonio Banderas'ın romanından uyarlanan "Yaz Yağmuru"nda bir büyüme hikâyesiyle hayranlarının karşısına çıktı. İspanya'da ve İspanyol oyuncularla çektiği bu filmden sonra, George Gallo'nun son filmi "Homeland Security"de rol aldı. Şu sıralar üstat yönetmen John Boorman'ın yeni filmi "Memoirs of Hadrian" ve "Sin City 2"nin hazırlıklarıyla uğraşan Banderas, bir terslik olmazsa, Almodóvar'ın yeni projesi "Tarantula"da Penelope Cruz'la beraber rol almayı kabul etti. Bir röpörtajında "İstemediğim bir işi yapmam ancak çok büyük paraları reddedecek kadar da aptal değilim" diye konuşan Banderas, sanırız İspanyol kalabildiği ölçüde Amerikalı olmayı başarabilecek. |