![]() |
![]() |
#1
|
|||
|
|||
![]()
Kartal Göz": Teşekkürler Paul G.!
Kerem Akça 3 Ekim 2008, Cuma 03:03Bourne serisinin iç içe geçirdiği politik-gerilim ve ajan filmleriyle ortaya çıkan tür kırması iskeletin bir türevi olan eser, sistem karşıtı söylemiyle de bütün işlevlerini yerine getirmeyi başarıyor. İki saatlik soluksuz bir kaçma-kovalamaca vaat ederken, klişelerin 5 km bile yakınına yaklaşmaması en büyük artısı... Ajan filmleri, Bourne serisiyle beraber sistem eleştirisini arkasına saha tür kırması politik-gerilimler olarak karşımıza çıkmaya başladı. Doug Liman'ın ilk filmi bir yana, daha çok Paul Greengrass'ın "Medusa Darbesi" ("The Bourne Supremacy", 2004) ve "Son Ultimatom"la ("The Bourne Ultimatom", 2007) oluşturduğu film modeli etkili oldu. Zira Greengrass, yönetmenlik anlayışını yüzde yüz anlamda el kamerasına ve katıksız aksiyona yaslıyordu. Üstüne üstlük kusursuz olmayan, gerçek ve hasarlı ana ajan karakterinin kimliğini de koruyordu. Filmin büyük oranının o karakterin kovalanmasının üzerine kurulması da, aksiyonun görsel ve dramatik yapısının yeni şubesini belli ediyordu. Greengrass'ın ajan filmine getirdikleri... Böylece Greengrass, sinemada ajan filmi alt türünü değiştirmiş oldu. Onu politik-gerilim ile iç içe sokan yeni bir tür yarattı adeta. "Kartal Göz" de işte o formüle dayıyor sırtını. Eline iki adet gerçek insan alarak 'hükümetin zoraki adamı' olan bu ikilinin izini sürüyor. Yani aslında varoluşçu bir iskelet kuruyor. Ancak elbette filmi tam anlamıyla bir ajan filmi olarak yorumlayamayız. Zira 11 Eylül sonrası tavan yapan politik-gerilimlerden de fazlasıyla besleniyor bu eser, daha önce de söylediğimiz gibi. Dramatik yapısını onların üzerine kurduktan sonra Greengrass'ın film grameriyle [ki yönetmen bu anlayışı "Kanlı Pazar"da ("Bloody Sunday", 2002) dahi uyguluyordu] yeni bir model oluşturan yapıt, hem yüksek temposu hem yerinde mesajlarıyla hem de belirsizlik duygusuyla soluksuz izlenecek izlendikten sonra da üstüne fazlaca düşünülecek bir film olmayı beceriyor. Aynı zamanda Greengrass'ın da kimlik sahibi bir yönetmen olduğunu vurguluyor. Politik-gerilim ile ajan filmini bir araya getirmesini bir kenara bırakacak olduğumuzda, "1984" ve "The Truman Show" (1999) gibi insan hayatını denetim altına saha sistemin üzerine de gidiyor yapım. Yani 'Biz nasıl yaşıyoruz bu dünyada?' sorusunu sorup katı bir kapitalizm eleştirisi yaparak kendimizi sorgulamamızı sağlıyor. Bu doğrultuda da aslında 'Kartal Göz' olgusuyla gelen 'bilgisayar hakimiyetindeki dünya' atmosferi, filmin ana yapısına doğrudan tesir ediyor. Bu da izleyiciyi ister istemez, 'Tehlike ve suç dışarıdan yani Afganistan veya Irak'tan değil de içeriden geliyor' diye düşünmeye yönlendiriyor. Kusursuz kahraman prototipleri sıradan insanlara dönüşürse... Zaten Shia Labeouf ve Michelle Monaghan'ın canlandırdığı 'ajan' yerine geçen karakterleri, sıradan insanlar olarak konumlandırarak başlıyor film. Bundan sonra ise yönetmen Caruso, onları 'Şunu yapacaksın yoksa ölürsün!' dayatmalı bir koşuşturmaca içine sokarak bu 'kölelik' durumunun daha da üzerine gidiyor. Zira hem masum insanların gerçekçi karakterlerine bürünme olanağı yakalıyoruz, hem nasıl 'kuşbakışı' izlendiğimizi görüp geriliyoruz, hem de diktatör ve faşist bir rejimin hüküm sürdüğünü hissediyoruz. Yani ajan filmlerinin o kusursuz ana kahramanları, beklemedikleri bir anda kendilerini sistemin tam göbeğinde bir ölüm-kalım mücadelesinin içinde bulup hayatlarını kurtarmak isteyen iki gerçek insana dönüşüyorlar. Bu ikisinin arasında normal şartlarda yargıç olacak suni aşk hikayesinin yakınından bile geçilmemesi ise D.J. Caruso'nun en büyük kozlarından biri. Zira Caruso, aslında "The Salton Sea" (2002) ile sinemaya giren bağımsız ruhlu bir yönetmen. Amacı ise türe farklı ve inandırıcı bir şeyler katmak... Varılan sonun olması gerektiği gibi olmaması biraz olsun filmin mesajlarını ve yapmak istediklerini zedelese de temel olarak "Kartal Göz", takip ettiği formülle, politik dertleriyle, ıra oluşumlarıyla, iskeletiyle, formülüyle ve daha nicesiyle soluksuz izlenen bir politik-gerilim/ajan filmi kırması. Bourne'a çok şey borçlu olduğunu da bir kez daha hatırlatmak gerek! Son bir söz de bu konuda serinin çığır açan ismine elbette: "Teşekkürler Paul Greengrass. İngiltere'den gelip yürekli anlayışını stüdyo sisteminin içine soktuğun için ebedi teşekkürler!" Kimler İzlemeli? Politik-gerilim sevenler. Bourne serisiyle yeni bir kalıba giren ajan filmleriyle arası iyi olanlar. Kimler İzlememeli? Shia Labeouf'e tahammül edemeyenler. 'Spielberg'in yapımcılık yaptığı filmi izlemem ben!' diyenler. |
![]() |
Etiketler |
kartal göz, paul, teşekkürler |
|
|