İletişimde Becerinin Gizli Anahtarı Beden Dili
İletişimde Becerinin Gizli Anahtarı Gövde Dili Bu yazımızda, gövde dilini nasıl değerlendirmek gerektiği, gövde dilini daha etkili kullanmak için yapılması gerekenleri özetledik. Beden dili kinesik biliminin alanına girer. Kinesik, devinim anlamına gelen yunanca kinesis kelimesinden gelir. Birdwhistell tarafından kurulan mimik, çalım ve gövde dili kapsamında araştırmalar içeren bir ilim dalıdır. Sözsüz iletişim, iletişimin en esas türlerinden biridir. Çünkü bir tek sözcük kullanmadan, birbirimizin gözlerine bakarak ya da bakmayarak, kıyafetlerimizle, duruşumuzla, oturuş ya da yürüyüş tarzımızla, diğer insanlarla aramıza koyduğumuz fiziksel uzaklık gibi görsel simgelerle, birbirimiz hakkında çok çok bilgi edinebiliriz. Sözsüz iletişim üçe ayrılır: Sesli İletişim: Dile eşlik eden vurgu, duraklama, konuşma hızı, ses tonu gibi olguları ve dilden bağımsız olarak ortaya çıkan ifadeleri (gülmek, içini çekmek gibi) içerir.Sessiz İletişim (Beden Dili): Jest, mimik, dokunma ve ıtır alma ile ilgili olguları içeriyor.Nesnel İletişim: Giyim kuşam, saç şekli, gözlük, aksesuarlar, parfüm gibi detayları içerir.Beden dili insanlık tarihi açısından kullandığımız en eski iletişim aracımızdır. Çünkü gövde dili, kelimelere başvurulmadan gerçekleştirdiğimiz his ve düşüncelerimizin yansımasıdır. İnsanların yüz yüze kurdukları ilişkilerde kelimeler , ses tonu 0 ve gövde dili ` önem taşımaktadır. İlk görüşte aşık olmanın, yaşam içerisindeki karşılığı ilk izlenimdir. İlk izleniminizi yaratmak için ikinci bir şansınız olmayacaktır. İnsanlar üzerinde yarattığımız ilk izlenim ise 30 saniye içinde oluşur. Bu süreyi bilinçli olarak kullanmak, karşımızdakiler üzerinde istediğimiz izlenimin doğmasına olanak verir. Psikolog Dr. Zuhal Baltaş ve Psikolog Dr. Acar Baltaş Bedenin Dili adlı kitaplarında bu durumu şöyle anlatım ediyorlar: “Karşı karşıya gelen iki kişi arasındaki ilk etkileşim, iletişim sürecinin önemli bir belirleyecisi olmaktadır. Bu etkiyi yaratan faktörler, karşılaşılan kişinin gövde dilinden, kullandığı kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuarlardan içinde bulunduğu fizik ortam nesnelerine kadar geniş bir dağılım gösterir. Bütün bu faktörlerin bileşkesi algılayan kişinin değerlerinde bir yer bulur ve o çerçeve içinde yorumlanır. Algılayanın kişisel özellikleri ve toplumsal normları ile kalıplaşmış olan yargılar, etkileşim verilerine bağlı olarak iletişimin ilk anında bir karar verdirir ve insan karşıdaki kişiye bir etiket yapıştırır. Bu karar müspet veya menfi olabilir.” Sadece söylenenlere değil davranışlara bedenin duruşuna bakmak ve tüm bunlardan bir sonuç çıkarabilmek için hem empati kurmayı bilebilmek ve hem de romantik zekaya sahip olmak önemli. Bu nedenle duyguları yansıtan gövde dilini anlamak aynı zamanda empati kurabilmek için lüzumlu olduğu gibi, menfi duyguları denetleyebilmek için de kişinin gövde dilini denetleyebilmesi gerekmektedir. Bu nedenle gövde dili ve romantik zeka birbirini tamamlayan iki kavramdır. Bedenin dili konusunda hiçbir fikre sahip olmadığını düşünen bir kişi dahi, karşılaştığı kişinin merkezini (göğüs açıklığını) kullanma biçimine bakarak, farkında olarak veya olmayarak bundan sonuçlar çıkartır. Örneğin omuzları düşük, kolları ve elleri yana sarkık, başı öne eğik bir kişiyle karşılaştığında, bu kişinin yaşam enerjisinin zayıf, hayatından veya içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmayan bir insan olduğunu düşünürüz. Gerçekten de bu duruş, çekingen, kapalı ve kendisini güven içinde hissetmeyen kişiye ait bir gövde duruşudur. Bir kültürde yazmaya hangi taraftan başlanıyorsa, geçmiş bizim için o taraftadır. Örneğin Batı toplumlarında ve bizde de yazı yazmaya soldan başlandığı için büyüdüğümüz mahalleyi, çocukluğumuzu hatırlamaya çalıştığımızda gözlerimiz geçmişe, yani sola kayar. Eğer tam olarak hatırlayamadığımız şeyler olursa zihnimizdeki boşlukları doldurmak için sağa bakmaya başlarız. Sağ tarafta ise gerçekleşmemiş şeyler tasarlanır, kurgulanır veya uydurulur. Konuşurken kendine dokunarak rahatlama ihtiyacı, dirseklerin gövdeye yakın tutulması güvensizliği gösterir. Çanta, bardak, kalem gibi herhangi bir objenin tutulması da tekrar öyle. Kendimize dokunarak taşıdığımız stresi ve endişeyi azaltmaya çalışırız. Menfi duygularımızı yatıştırmak için ellerimiz boynumuza, yüzümüze ve başımıza gider. Eğer samimiysek avuç içlerimiz bedenimize tam temas eder. Mesela kendimizle ilgili bir şey anlatırken elimizi göğsümüze tam olarak yapıştırıyorsak karşımızdaki kişi bizim hakkımızda müspet bir izlenim edinir. Bunun bilakis eliniz bedeninize değmiyorsa veya kendinize sadece parmak uçlarınızla dokunuyorsanız istediğiniz kadar konuşun, inandırıcı değilsiniz. Endişe ve korku taşıyorsak en duygulu bölgemiz olan boyun çukurumuzu kapatmamız gerektiğini düşünürüz. Bunun bilakis karşımızdaki kişiyi can kulağıyla dinliyorsak boynumuz hafifçe eğik bir pozisyon alır, kollarımızı da bağlamayız, kollarını bağlamak diyaloglara ve iletişime kapalıyım demektir. Kollarınızı ne kadar yukarıdan bağlıyorsanız o kadar güvensizsiniz demektir. Kendinize bir duvar örer, çevrenize onun arkasından bakmaya başlarsınız. Oysa güvenilir biri olduğunuzu göstermek için elleriniz her vakit görünür bir yerde olmalı. Hafifçe önde oturmak ve öne eğilerek konuşmak da karşımızdaki kişiye müspet sinyaller verir. Ama üşüdüğümüz vakit da kollarımızı bağlayabiliriz tabii, bu farklı bir durumdur. Bir insan yalan söylerken alın terlemesi, gözbebeği küçülme büyümeleri, yüz kası seğirmeleri gibi vücut hareketleri onu rahatlıkla ele verir. Emniyet görevlilerin gözaltına aldıkları bir şüpheliyi yalnız başına karanlık bir odada sandalyeye oturtarak sorguya çekmesinin sebebi onun gövde dilini daha iyi analiz edebilmektir. Yalan söylediğinde onu ele verecek yegane kanıt vücut hareketleridir. Yalanın yakalanma korkusu bizi strese soktuğu için vücudumuz adrenalin salgılar, kan basıncı artar. Bu baskıyı azaltmak için de histamin hormonu salgılanır. Histamin kılcal damarlarımızı genişletir ve şişen dokuların sinirlere baskı yapması nedeniyle kaşıntıya neden olur. Bu sebeple yalan söylediğimizde damarlar açısından en varlıklı ve en duygulu noktalardan biri olan burun deliklerinin üst dudakla birleştiği bölge kaşınmaya başlar. Yalan söyleyen kişinin elleri hep bu bölgededir. Doğal bu tek başına karşınızdaki kişinin yalan söylediğini göstermez. Çünkü, insanlar yalan söyleme anında burun kaşıma, eli yüze götürme gibi makro hareketleri denetim edebilmelerine rağmen, göz bebeği büyümesi, yanakların kızarması gibi mikro hareketlerine mani olamamaktadır. Eğer profesyonel bir yalancı ya da psikopat değilseniz bunu gizlemeniz mümkün değil. Karşı yan gövde dilinizi okuyamasa da hisleri ona size güvenmemesi gerektiğini söyler. Bu arada en iyi yalan telefonda söylenir. Yalan söyleyen kişilerin elleriyle yaptıkları jestler azalmaktadır. Normal olarak el jestleri ifadeyi güçlendirmek amacıyla yapılır. Yalan söyleyen bir kişinin el jestleri azalırken, el sallama hareketi artmaktadır. Belki de böylece kişi elini silkme biçiminde hafif hafif sallayarak, sözleriyle ilgili sorumluluğun kendisine ait olmadığını anlatmak istemektedir.Yalan söyleyen kişinin elini yüzüne götürme ve yüz çevresine değdirme sayısı artmaktadır. Bir konuşma sırasında insan elini arada sırada yüzüne götürür. Ancak kişinin içten olmadığı bir görüşme sırasında bu jestin sayısında çok büyük ölçüde artış görülmektedir. Bir yalan sırasında bütün bu jestlerin sayısında artış görülmekle beraber ağzı örtmek ve burna değmek jestlerindeki fazlalık belirgindir. İnsan yalan söylerken neden ağzını kapatır? Bunu tahmin etmek çok zor değildir. İnsan ağzından çıkacak kelimeleri tutmak ve yaptığını örtmek ihtiyacındadır.Yalan söyleyen bir insanın konuşurken gövde hareketlerinde bir artış olmaktadır. Yalan söylendiği vakit duyulan rahatsızlık ve huzursuzluk, özellikle otururken kişinin durumunda değişiklik yapmasına, oturduğu koltukta öne-arkaya veya sağa-sola devinim ederek, pozisyon değiştirmesine neden olmaktadır. Ama yalanı ele veren en önemli ipucu, kişinin gözlerini sık sık konuştuğu kişiden kaçırmasıdır.beden dili Bazı gövde dili örnekleri şunlardır: 1. Dinlemeye Açıklık: Başı ve vücudu öne eğmek, ellerini bir araya getirmek, çenesini avucunun içine almak2. Dostça Duygular: Sık sık gülümseme, ceket ya da gömleğinin düğmesini açmak, göz iletişimi kurmak3. Onaylama: Saçını okşama, omzuna dokunma4. Derin Düşünme: Burnunun üst kısmını kaşıma5. Konuşmayı Kesmek: Kulağına dokunma, işaret parmağını dudağına götürme, elini konuşanın koluna koyma6. Düş Kırıklığı: Ellerini birbirine vurma, yumruğunu masaya vurma7. Reddetme: Parmağıyla burnuna dokunma. Ceket ya da gömleğini ilikleme8. Savunmacı Duygular: Kollarını ve bacaklarını göğüs hizasında çapraz olarak tutma9. Üstünlük: Parmağıyla işaret ederek konuşma10. Oyalama: Gözlük temizleme, kalemi dudaklarına değdirme11. Uzak Durmak İsteme: Elini kaşına koyma, başını alçaltma, ayaklarını masaya koyma12. Kızgın ya da Savunmada: Uzağa bakmak, yayılarak oturmak, kısık gözler, çatık kaşlar .13. Stres Sinyalleri: Yüksek ses tonu, yüze dokunma, kenetlenmiş ayak bilekleri Beden dilinin etkinliğini arttırmak için şunlara dikkat etmeliyiz: Kolları ve bacakları çaprazlamadan sergilenen açık ve dik bir duruşEl sıkışırken dengeyi gözetmek ve elimizi yukarıdan aşağıya doğru uzatmakİçten bir gülümsemeGüçlü ama alan okumayan bir göz temasıYere sağlam basan ve karşımızdakine tüm bedenimizle beraber dönen ayak uçlarıKonuya ve kişiye duyduğumuz ilgiyi göstermek için konuşurken muhatabımıza doğru eğilmekHer anlamda eşit olduğumuzu göstermek için göz seviyesini eşitlemekDinler pozisyondayken başımızı hafifçe yana yatırmak
|