Forumbulteni.Com     forum  

Geri Git   Forumbulteni.Com > >
Yardım Topluluk Ajanda Bugünki Mesajlar Ara

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10.Nisan.2019, 19:39
Belinda Belinda isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderator
 
Üyelik tarihi: 14.Ocak.2019
Mesajlar: 272
Standart Eğitim Sosyolojisi

Eğitim Sosyolojisi Eğitimden bahsedildiğinde, genellikle, eğitim işine eğitimci ve öğrenci olarak katılanlar; öğretmenler ve öğrenciler, çocuklar ve gençler, anaokulu öğretmen ve bakıcıları, çıraklar ve ustalar, anne-babalar ve mektep yöneticileri vs. akla gelir. Yâni eğitim deyince ilk akla gelen,eğitici ile eğitilenler arasındaki kişisel ilişkilerdir. Daha açık bir söyleyişle; öğretmen ili öğrenci arasındaki karşılıklı ilişkilerin şekli ve izleri, çocuk gelişiminin ortaya çıkardığı ihtiyaçlar, eğitsel ilişkinin meydana geldiği mektep ve çevre ortamı, eğitime tesir eden çevre faktörleri, çocukların tecrübe kazanmaları ve yetenekleri, eğiticinin pedagojik hedefleri, kullanılan eğitim araç ve metodları ile ilgileniriz.

Eğitim, toplumun sosyal kurumlarından bir tanesidir. Her çocuk belirli bir aile içinde doğar, belirli bir sosyal tabakanın dilini ve görgü kurallarını öğrenir, bir köy veya şehir ortamında büyür, ilkokulda ve öğretim sisteminin diğer okullarında okur. Küçük çocukluk yaşlarından itibaren çeşitli arkadaş çevredeki içine girerek oyunlarını bu çevreler içinde oynar, sohbet eder, bu gruplarla bütünleşir. Kitap, gazete, mecmua okur; sinemaya, tiyatroya gider, radyo dinler, televizyon seyreder... Bütün bunlar insanların ve özellikle yeni yetişen nesillerin içinde yaşadıkları toplumdan etkilenme yollarından bazılarıdır. İçinde yaşanılan bu ortamlar, çocukları ve gençleri hayatın amacı, önyargılar ve değer hükümleri, tutumlar, durum alışlar, bütün düşünce ve davranış yönlerinden etkiler, yönlendirir ve kalıplaştırır. İşte burada kısaca değinilmeye çalışılan cemiyet ile eğitsel yetiştirme arasındaki karşılıklı ilişkileri, bağlantıları ve etkilemeleri inceleyen ilim dalına Eğitim Sosyolojisi denir.

Türkiye'de "Eğitim Sosyolojisi" olarak adlandırılan ilim dalı, dünyada kendisi ile ilgili literatürdeki ikili yaklaşımın ikisini ani anlatım etmektedir. Bu ilim dalının tarihinde özellikle etkili olmuş bu ikili yaklaşım şunlardır: Türkçeye "Eğitim Sosyolojisi" olarak çevirebileceğimiz "Sociology of Education" ("Erziehungssoziologie", "Soziologie der Erziehung"), toplumun sosyal yapısını bir bütün kabul ederek onun kurumlarından birisi olan eğitimi ele alıp incelemektedir. Burada sosyolojik metodlar kullanıldığı gibi, araştırmaların odak noktası ve konuya bakış açısı da sosyolojiktir. Türkçeye "Eğitsel Sosyoloji" olarak çevrilebileceğimiz "Educational Sociology" ("Paedagogische Soziologie") ise odak noktası olarak eğitimi almakta; eğitim sistemi, öğretmen-öğrenci ilişkileri, sınıfların durumu, ders programları, eğitimde uygulanan metodları vs. incelemektedir. Yaklaşımlar farklı olmasına rağmen ele alınan konular aşağı yukarı aynı olduğu için, Eğitim Sosyolojisi derslerinde her iki yaklaşımın da eğitim ve cemiyet konularını ele alma tarzları ve çıkardıkları sonuçlar beraber verilmeye çalışılmaktadır. Zaten son yıllarda bu tartışmaların en yoğun olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde de iki akımın birbirine yaklaştığı ve birleştiği görülmektedir.

Eğitim Sosyolojisinin ana konularına girmeden önce, eğitim ve sosyoloji kelimelerini, bizim için ne anlatım ettikleri noktasından ele almak lâzımdır. Sosyolojik açıdan eğitim, bireyin içinde yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve müspet yöndeki diğer davranış biçimlerini geliştirdiği bir süreçler toplamıdır. Başka bir tanıma göre de eğitim, bireyin toplumsallaşması ve ferdî gelişimini - alaka ve ihtiyaçları doğrultusunda - en yüksek düzeye çıkarması için düzenlemiş, kontrollü bir çevredeki toplumsal süreçtir. Sosyolojiye göre eğitim, bir sosyalleşme veya sonradan topluma katılanlar için bir integrasyon (bütünleşme, kaynaşma, intibak) sürecidir. Sosyoloji ise, insanların meydana getirdikleri toplulukların ve toplumsal kurumların sistematik incelemesini yapan bir bilimdir. Sosyoloji, insanın sosyal davranışlarını inceler, toplumsal davranışın kalıplaşmış şekillerini, bu alandaki toplumsal kuralları ve "toplumsal yasaları" tespit etmeye çalışır; çağdaş toplumlarla ilgilenir.

Eğitim, cemiyet içinde cereyan eden bir sosyalleşme olgusu olarak ele alındığında, okullar ve diğer eğitim-öğretim birimleri de bu toplumsal olguyu organize ettiğinden eğitim de bir sosyal vaka olarak ele alınmakta; eğitim olgusuna sosyal yönden yapılan yaklaşım ve incelemeler de Eğitim Sosyolojisi adı altında toplanmaktadır.

1.2. Eğitim Sosyolojisinin tarihi gelişimi ve teorik yaklaşımlar

Gerçi Eğitim Sosyolojisi umumi sosyolojiden, felsefeden, ekonomiden, psikolojiden, sosyal antropolojiden, siyaset biliminden çok yararlanır, bunların konularına yeni yaklaşımlar getirir, bu ilim alanlarının kavramlarını kullanır; ama Eğitim Sosyolojisine teorik yaklaşımlar genellikle tanınmış sosyoloji teorisyenlerince yapılmıştır. Eğitim Sosyolojisinin tarihî gelişimi içindeki inceleme ve araştırmalara daha sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak girileceği için; burada kısaca teoriler üzerinde durulacaktır. Eğitim Sosyolojisine etkide bulunan belli başlı teorik görüşler şöyle sıralanabilir :

1.2.1 Emile Durkheim'in eğitime sosyolojik yaklaşımı

Eğitim Sosyolojisinin kurucu Emile Durkheim'dır. Durkheim'a göre her sosyal düzen, onu meydana getiren fertlerin dışında bağımsız olarak var olan ve kişilerin değişmelerine bakmadan devam eden bir gerçekliktir. Sosyal kurumlar birer kalıp, birer ırmak yatağıdır; çocuklar ve gençler onun içinde şekillenir, oradan akıp giderler. Sosyal şekiller, bireyleri kendi istediği biçimde şekillendirmek için baskı ve zor kullanır; bu baskı ve zorlama bazı konularda ve bazı dönemlerde çok katı hissedildiği gibi, kimi da derhal hiç hissedilmeyecek kadar hafif kalır. Sosyal kurumların güçleri özellikle bu kurumların içinde geçerli olan kurallardan saptığımızda kendisini göstermektedir.

Dünyada milyarlarca birey ve bir o kadar da bireysel yaşayış anlayış biçimleri vardır. Oysa dünyadaki toplumsal yaşayış-anlayış biçimlerinin ve kültürlerinin sayısı daha azdır. Ancak bütün çeşitliliğine rağmen, hem fertlerin hayatında hem toplumların düzenlerinde bir çok ortak özellikler bulunmaktadır.

Bir toplumdaki sosyal organizasyonlar, cemiyet fertlerini çeşitli şekillerde denetim ederler. Bu kontrolün aşırı şekillerinde insan, topluma bütün şahsiyeti ile. katılır; yaşayışının bütün safhalarını ve çeşitlerini içinde yaşadığı sosyal bünye tayin eder. Öte yandan sosyal kurumlar kendilerine tam itaat eden kişilere rehberlik ederler, korurlar, destek olurlar (F.Tönnies'in cemaat tipi toplumları).

Sosyal kontrolün zayıf olduğu toplumlarda fertler bazı yönlerden denetim altına alınır, diğer noktalarda serbest bırakılır. Herkes sadece belirli konularda ve belirli oranlarda sosyal yaşayışa katılır. Bu sosyal kurumların insanları yönlendirmesi ve koruması da sadece belli noktalarda olur. Ancak o kadar çok sosyal kuruluş insan hayatı ile meşgul olur ki, umumi olarak insanın bütün hayatı sosyal kurumlarca şekillendirilmiş ve yönlendirilmiş olur.

Ancak Durkheim'a göre, çağdaş toplumlar bireyleri korumak ve yönlendirmek özelliğini yitirmiştir. Yeni sosyal kurumlar insanlardan pek az konuda pek az şey istiyor; diğer konularda onu kendi haline bırakıyor. Kişi, karşılaştığı pek çok problemleri kendi başına çözmek zorunda kalıyor. çağdaş toplumlar, eskisinden çok daha karmaşık olmasına rağmen bireylerin yaşayışını denetim edip destekleyememektedir. çağdaş sosyal hayatta bütün güç devletlerin elinde toplanmış; devlet ile birey arasındaki pek çok sosyal kuruluş önemini ve gücünü kaybetmiştir.

Durkheim, toplumsal hayatın, hatta ferdî hayatın açıklanmasında tamamen din, hukuk, mantık, ahlâk, aile vs. gibi toplumsal olaylara ve kurumlara dayanmış; diğer faktörleri hesaba katmaz görünmüştür. Bu bakımdan da çağdaşı G.Tarde ile çatışmaya düşmüştür. Tarde, bütün toplumsal hayatı ferdî yaşantı ve özellikle taklit ile açıklamak çabasında bulunmuştur. Tarde ile Durkheim'ın fikirleri, âdeta "psikolojizm" ile "sosyolojizm"in çatışması gibidir; birisi sosyal olayı, diğeri ferdî psikolojiyi tamamen reddetmektedir. Bu tartışmalar Türk ilim hayatına da aynen yansımış; Durkheim ekolünün fikirlerini Ziya Gökalp, Tarde ekolünün görüşlerini de Sâtı Bey dile getirmiştir.

Sosyal kurumları, "sosyal kollektif duyguların kristalize olmuş bir şekli" olarak niteleyen Durkheim, eğitimi de bir sosyal kuruluş olarak kabul eder. Ona göre eğitim, toplumun bir fonksiyonudur. çeşitli cemiyet tiplerine göre değişen eğitim, yetişkin nesillerin genç nesillere etkisi; çocukları belli bir düzeyde ve toplumun istediği şekilde bedensel, ahlâkî ve zihni düzeye çıkarmaktır.

Durkheim'ın görüşlerine umumi olarak bakıldığında, onun eğitimi çocukları ve gençleri sosyalleştirme olarak aldığı görülmektedir. O halde eğitim, toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenecektir. Böyle olunca da, her toplumun kendi devamlılığını sürdürmek için ortaya koyduğu ahlâk, değerler ve diğer sosyal normlar, eğitimin genç kuşaklara benimseteceği ilk unsurlar olacaktır.

1.2.2. Max Weber

Modern sosyolojinin kurucularından Weber, insanın devinim ve davranışlarını sosyal ilişki ve bağlanışlar çerçevesinde ele almıştır. Sosyal ilişkiler, taraflar arası anlaşmalardan doğabildiği gibi, dışardaki bir güç tarafından da empoze edilebilir. Weber, sosyal kurumların hepsinin, hem tarih içinde dikey gelişim açısından hem de şu andaki yaygın durum bakımından ülkü tiplere, soyut tiplere indirgenebileceğini iddia ediyor; böylece sosyal gerçeğin tabakalar içinde daha iyi anlatılabileceğini düşünüyor. Weber'in özellikle hâkimiyet teşekkülü ve şehir tipolojileri ile hukuk ve din sosyolojisi üzerindeki analizleri dikkati çekmektedir.

Sosyal hayatta bütün faktörler birbirlerini karşılıklı olarak etkilerler. Ekonomik ilişkilerin din ve diğer sosyal ilişkiler üzerinde büyük etkileri olduğu gibi, meselâ, her din de bir iktisadî ve sosyal ahlâk yaratmaktadır. İnsanların duygularını, düşüncelerini, durum alışlarını etkileyen faktörlerin içinde dinin önemli bir yeri vardır. Kapitalizm de, Protestanlığın getirdiği kapitalist zihniyetin bir eseridir. Dinler ahlâkî değerleri, ahlâkî değerler de sosyal ve ekonomik hayatı şekillendirmektedir.

Eğitim, fertlerin ilerde toplumsal yapı içinde alacakları statüyü belirleme açısından çok önemlidir. Weber'e göre eğitimin temel görevi, kişinin ilerde toplumsal yapıda ulaşacağı yere ulaşması için kişileri ve grupları hazırlamaktır. Yani eğitim, kişilerin ve grupların, bürokrasi ve sosyal tabakalaşma içinde ilerde alacakları yere hazırlama çalışmalarıdır. Weber'in tipoloji yaklaşımı, Eğitim Sosyolojisi araştırmalarında çok etkili olmuştur.

1.2.3. Eğitim Sosyolojisi-Eğitsel Sosyoloji tartışmaları

Eğitimin toplumsal yönünün ele alınması, A.B.D.'nde iki ayrı eğilimin gelişmesine yol açtı: bunlardan birincisi konuyu sosyolojinin bir dalı olarak saha Eğitim Sosyolojisi, ikincisi ise konuyu eğitim açısından ele saha Eğitsel Sosyolojisi akımlarıdır.
Eğitim Sosyolojisi akımına mensup sosyologlar eğitimcileri, okulları ve diğer kurumları toplumsal ve kültürel çerçeveleri, içinde anlamaya çalışırlar. Amaç, eğitim ile cemiyet arasındaki ilişkilerin kavranmasıdır. Bu araştırmalarda, sosyolojik metod ve teknikler kullanılır. Toplumsal rollerin eğitim alanında nasıl oynandığı da incelenir. Eğitim ile -diğer toplumsal kurumlar olan- ekonomi, politika, din, aile gibi kurumlar arasındaki ilişkiler ele alınır. Okullar ve eğitim sistemleri ile toplumsal yapı arasındaki bağlantılar, eğitim politikacısı, teorisyenleri ve eğitim uygulayıcılarının toplumsal kökenleri vs. de Eğitim Sosyolojisi akımına mensup olanların araştırma konuları olmuştur.

Eğitsel Sosyolojisi ise, eğitimin teori ve uygulamalarına normatif olarak yaklaşmakta, istatistik verilerden, deneysel araştırmalardan kaçınmaktadır. Ahlâk, politika, eğitim uygulamaları ve pratik sorunlar üzerinde durmaktadırlar.

Ancak daha sonraları bu iki akımın ortak bir çizgi üzerinde birleşme çabaları görülmektedir. Bilindiği gibi, kıt'a Avrupasının genellikle teorik sosyal görüşler ileri süren sosyologlarına karşı -özellikle Avrupalı G. Tarde ve H. Spencer'den esinlenen - Amerikalı sosyologlar (L.F.Ward, A.W. Small, G. Ratzenhofer, W. McDougall, C.H. Cooley, G.H. Mead v.s.) konuyu, fertten devinim ederek açıklamaya çalışmışlar ve toplumsal gerçeği mikroskobik parçalara ayırmışlardı. Daha sonra gelen T. Parsons, Robert K. Merton, C.W. Mills gibi Amerikalı sosyologlar ise kendi ülkelerindeki deneysel ve sayısal araştırma akımı ile Avrupalı düşünürlerin bütünü kapsayan teorik görüşlerini birleştirmek istemişlerdi. Sosyal bilimlerin sorun tespit etme, hipotez koyma, veri toplama, verilerin analizi, değerlendirilmesi, yorumu ve ortaya konan hipotezin test edilmesine dayanan araştırma yöntemi, eğitim iç bütün sosyal bilimler alanında hızla yayıldığı için, Amerika'daki Eğitim Sosyolojisi ve Eğitsel Sosyoloji akımları da bir taraftan deneysel araştırmalarda normatif teorilerin kabul edilmesi, diğer taraftan sosyal kaide ve değerlerin deneysel olarak incelenmeye başlanması ile ortak bir noktaya doğru gelmiş bulunmaktadır.

1.2.4. Yapısal-Fonksiyoncu Eğitim Sosyolojisi

Toplumlar, hayatiyetlerini sürdürmek için bazı ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar. Bu ihtiyaçların karşılanması sırasında ortaya çıkan sosyal kurumların derhal hepsi belli bir takım cemiyet gereksinmeleri için var olmuşlardır. Başka bir deyişle, her cemiyet kendi ihtiyaçlarına göre bazı sosyal kurumlar oluşturur. Her ihtiyaç ve görev bir sosyal kuruluş meydana getirmektedir. Sosyal yapı gerçi sonradan oluşur ama, oluştuktan sonra görevlerin çoğalmasına ve değişmesine göre farklılaşır; yeni yapılar ortaya çıkartır. Bir cemiyet içinde çeşitli görevleri yerine getiren sosyal kurumlar, kendi aralarında uyumlu bir bütünlük gösterir.

Sosyolojideki yapısal-fonksiyoncu görüşün en başta gelen temsilcileri Amerikalı sosyologlar olan Talcott Parsons ve Robert K. Merton'dur. Parsons'a göre toplumsal sistem, belirli statülerdeki kişilerin rollerine müsait karşılıklı etkileşimleri sayesinde kurulmakta; bu ilişkiler kalıplaşınca toplumsal yapı oluşmaktadır. Parsons'da toplumsal olaylar kişiler arası ilişkilere indirgenmektedir. Bireyler, birbirlerine zıt gibi görünen karşıt ikililer ("diktomi") içinden özgür seçim yaparak toplumsal sistemi oluştururlar. Ancak fert, bu özgür davranışları' seçerken, toplumsal açıdan bunun hoş görülüp görülmeyeceğini; değerlere, kurallara, ahlâka ve diğer sosyal kurumlara uyup uymayacağını ve -uymaması halinde- tehlikeleri göz önüne almalıdır. Her toplumun kendine has bir değerler tipolojisi ve amaçlar dizgesi vardır; her cemiyet kendi kültürel modelini devam ettirmek ister.

Parsons'ın sosyolojisinde genellikle sosyalleşme, benimseme ("internalizasyon"), kişileri belli görev ve sosyal statülere yerleştirme ("allokasyon"), kişileri farklı rol, davranış kalıpları, sosyal sınıf, yerleşim yerlerinde vs. farklılaştırma ("differentiation"), şahsiyet, sosyal ve kültürel sistemler gibi konular üzerinde durulur. Kişinin cemiyet içindeki hedeflerini, onun rolleri, ihtiyaçları ve toplumsal değerler organizasyonları belirler. Burada okul, bir sosyal sistem olarak ele alınır. Okul, aktörler arasındaki, yani öğretmen-öğrenci ve öğrencilerin kendi aralarındaki karşılıklı etkileşimlerinin bir sonucudur. Okul, sosyalleşmeyi sağlayan yerlerden biridir. Hattâ giderek çocukların ve gençlerin sosyalleşmesi tamamen okulların görevi haline gelmektedir. Okullar, hem cemiyet kültürünü çocuklara ve gençlere öğretmek, benimsetmek hem de fertleri alaka ve yeteneklerine göre belli görevlere yerleştirmekle görevlidirler. Okul, hem kişilere kendi şahsiyetlerini kazandıracak hem toplumsal rolleri öğretecek, bireylerin şahsi ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

Sosyolojideki fonksiyonalist görüşün eksikliklerini tamamlamak isteyen R.K. Merton, özellikle fonksiyon kavramı üzerinde durmaktadır. Fonksiyonlar her vakit toplumsal bütünlüğü sağlamıyor; kimi da bozuyor, sarsıyor. Bireylerin birbirleriyle uyumlu davranışlar göstermelerine yarayan kültürel yapı (değerler, normlar, amaçlar) ile davranışlar arasındaki ilişkileri gösteren toplumsal yapı, uyumsuzluk içine düştüğünde, bir gerilim ve kopma hali ("anomi") ortaya çıkar. Bu durumda kişiler sahipsiz, amaçsız kalır; hiçlik duygusuna kapılır, boşluğa düşer. Toplumsal yapı değişmeleri sırasında kültürel yapının değişmesi, böyle anomi durumları yaratır. Bu durumlarda eğitim sistemine ve kurumlarına büyük rol ve ağır bir görev düşmektedir. Okulların kültürel ve toplumsal değişmeye karşı takınacakları tavır, yetiştirdikleri kişiler ve cemiyet açısından çok önemlidir.

1.2.5. Bilgi Sosyolojisi, Fenomenolojik Sosyoloji ve Eğitim Sosyolojisi bağlantıları

Son yıllarda İngiliz sosyologlarından bir öbek geleneksel Eğitim Sosyolojisine karşı radikal öneriler getirmekte; Eğitim Sosyolojisine yeni bir yön vermek istemektedirler. Özellikle Michael F.D. Young'ın önderliğinde gelişen bu yaklaşımı açıklayabilmek için onun dayandığı bilgi sosyolojisi ve fenomenolojik sosyolojiye kısaca göz atmak gerekmektedir.

Bilgi sosyolojisi; insan bilgisi, bilinci ve tasavvurları ile bunların içinde oluştuğu sosyal yapı ve olgular arasındaki ilişkileri araştırır. Bilgi, toplumsal bir olgudur; ahlâk, politika, dil, din, hukuk, iktisat gibi toplumsal alanlardaki bilgiler, cemiyet yapısının ürünüdürler. İnsanın bilgisi üzerinde toplumun etkilerine, cemiyet üyesi bütün bireylerin ve sosyal kurumların toplumdaki yaygın bilgi yapısı ile ahenk içinde olmalarına eskiden beri dikkat çekilmiştir. Hele hele A.Comte'un "Üç Hal Kanunu"nda tamamen bir bilgi sosyolojisi görülmekte, bütün insanlık tarihi bu şekilde açıklanmaktadır. Durkheim, düşünmenin ve bilginin toplumsal bilinç içinde oluştuğuna, toplumsal örgütlenmedeki değişmelerin bilgide ve düşünmede de değişiklikler yarattığına işaret etmiş; Levy Bruhl, ilkel ve medeni zihniyet ile toplumlar arasındaki sıkı bağlantılara değinmiş; Max Scheler, bilgi üzerindeki toplumsal etkilerin farklılığına göre bilgileri sınıflamaya çalışmış; Karl Mannheim, düşünme ile toplumsal durumun birbirine çok bağlanmasının ideolojik düşünceyi doğurduğunu iddia etmiştir. Polonya asıllı bir Amerikan sosyologu olan F.Znaniecki, bilginin yayılmasını sağlayan araçlar, bilgileri geliştiren ve yayan kişilerin toplumsal rol ve statüleri üzerinde araştırmalar yaparak eğitim sosyolojisi ile bilgi sosyolojisini birleştirme yönünde büyük adımlar atmıştır. Fransız sosyologu G.Gurwitch, bilgi çeşitleri ile toplumsal sınıflar ve gruplar arasındaki karşılıklı fonksiyonel ilişkileri araştırmaya ve bu ilişkilerin oluşturduğu bilgi sistemlerini incelemeye çalışmışlar.

Alfred Schütz tarafından kurulmuş olan fenomenolojik sosyoloji ise, günlük hayatta insanların kurduğu sosyal yapı ve tipleri teorik tavır almadan, dışardaki gözlemciler tarafından analiz etmek, kavramak ve apaçık tasvir etmek fikrini savunuyor. İnsan, tabiatın bir eseridir, ama diğer doğa maddeleri gibi değildir. İnsan, anlamlı davranan, birbirleriyle iletişim kurup etkilenen; daha önceden yapılaşmış bir kültür ortamı içinde doğmuş olmasına rağmen yine de kendi kendine anlamlı ve özgün bir şahsiyet oluşturan varlıktır. Sosyoloji, tarih içinde oluşmuş sosyal yapı ve sosyal ortamlar ile günlük yaşam içinde yaşayan insanlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve bağlantıları ("Intersubjektivitaet") inceler. Her insan, içinde yaşadığı sosyal yapı ile karşılıklı yönlendirme ve sınırlamalar yaparak oluşur.

Bilgi sosyolojisi ve fenomenolojik sosyolojiden yola çıkan M.F.D. Young, geleneksel eğitim sosyolojisine karşı çıkmaktadır. Ona göre, toplumdaki politik güçler faaliyetlerini şimdi eğitsel bilginin organizasyonunda yoğunlaştırmışlardır. Günümüzde akıl ve ilim tehlikeli bir şekilde mutlaklaştırılıyor; çeşitli sosyal, politik ve eğitsel davranışları etkiliyor. akıl ve ilim "dogmaları", feodal cemiyet yapısındaki kilise dogmaları haline geliyor. Young, akıl ve bilimin dogmatik yanına hücum etmektedir. Eğitim Sosyolojisi, kurumları, fikirleri, öğretimin elemanlarını, kabiliyet ve başarıyı başlangıç noktası olarak almalı, bunların altında yatan anlamları bulmaya çalışmalıdır. Eğitimsel bilgi tâ program düzenlemeden, mâli ve idari kontrolden öğretmenlerin yetiştirilmesine kadar politiktir. Bilgilerimiz, politik güçlerin istediği gibi toplumsal tecrübelerin ve kitaplar!n aktardığı gibi oluşmaktadır. Hele son zamanlarda kitle iletişim araçlarının ya resmî kurumların ya da güçlü kapital gruplarının elinde olması, yalnız okullardaki çocukların ve gençlerin değil, evlerinde oturan her yaştaki insanların da propaganda, beyin yıkama ve telkin şeklindeki politik ve yönlendirmeli bilginin elinden kurtulamadığını; davranışlarımızın ve durum alışlarımızın buna göre şekillendiğini daha açık göstermektedir.

Eğitim Sosyolojisi araştırmalarına tesir eden daha başka teorik görüşlere, ilerde başka konular işlenirken vakit vakit temas edilecektir.

1.3. Eğitim Sosyolojisi biliminin inceleme alanları ve bu kitapta ele alınacak konular

Klâsik yoldan giden bir çok sosyologlar Eğitim Sosyolojisini, toplumsal gelişmeyi sağlayan ve toplumsal bozuklukları çözmeye çalışan bir ilim alanı olarak görürler (L.Ward, W.J. Goode, Ellwood vs.)

Kinneman, Peters gibi sosyologlar Eğitim Sosyolojisini, eğitimin toplumsal amaçlarını belirlemeye çalışan bir ilim olarak ele almışlar ve çalışmalarını bu yönde sürdürmüşlerdir.

Gene bir öbek Amerikan sosyologu, Eğitim Sosyolojisini, sosyolojinin eğitim sorunlarına ve konularına uygulanması olarak almaktadırlar. Burada sosyolojinin uygulandığı temel alan, program geliştirme alanıdır. Bu görüşe göre, Eğitim Sosyolojisi bir ilim değil, bir teknolojidir (M.P. Smith, Kulp, Leslie Zeleny).
Eğitimi bir toplumsallaşma (sosyalizasyon) süreci olarak ele saha sosyologların sayısı da bir hayli fazladır. S.D. Sieber, D.E.Wilder, F.Brown, Ellwood gibi sosyologlar çocuğun toplumsallaşma sürecini incelemişler, bireyi etkileyen toplumsal grupları mevzu, bahis olarak almışlardır. Eğitim Sosyolojisi, sadece okuldaki toplumsallaşma ile değil, bütün yaşam boyunca süren toplumsallaşma ile ilgilenmektedir. Eğitim sosyologu G.Payne, Eğitim Sosyolojisinin konusu olarak bireyin eğitimle kazandığı, uyduğu ve organize ettiği toplumsal ilişkileri almaktadır. Başka bir deyişle Eğitim Sosyolojisi, insanın sosyal davranışlarını kazanmasıyla ilgilenmektedir. Ancak az-çok kapalı ve ilkel topluluklarda çocuğun sosyalleşmesi, kuşaklar arası ve aile içindeki ilişkiler vs. ile ilgilenirken; daha gelişmiş ve çağdaş toplumlarda, genellikle eğitim-öğretim amacıyla kurulmuş örgütlerle ilgilenilmektedir.

Başka bir öbek sosyolog ise, eğitim-öğretim kurumlarının toplumdaki yeri ve okulun toplumsal fonksiyonları üzerinde durmaktadırlar. mektep içindeki toplumsal hayat, öğretmen-öğrenci ilişkileri, öğrencilerin kendi aralarında kurdukları gruplar arası ilişkiler, öğretmenin okuldaki rolü; kısaca toplumun küçük bir modeli olarak okulun ele alınıp incelendiği eserler de çoktur.
En geniş anlamda Eğitim Sosyolojisi, eğitim ile diğer toplumsal kurumlar arasındaki fonksiyonel ilişkileri incelemektedir. Eğitim politikalarının ve eğitim teorilerinin toplumsal kaynakları, eğitim sistemlerinin cemiyet yapısı ile ilişkileri Eğitim Sosyolojisinin inceleme konularıdır.

Bu kitapta çeşitli başlıklar altına dağılmış olarak incelenecek konular da şöyle özetlenebilir :

* Eğitim ile cemiyet arasındaki ilişkiler / Cemiyet için veya topluma karşı eğitim - Formel ve informel (örgün ve yaygın) eğitimde toplumun rolü - Toplumsal bir kuruluş olarak okul.

* İnsan, eğitim ve cemiyet / İnsanın sosyal tabiatı / Sosyal ve kültürel bir varlık olarak insan / Sosyalleşme, dil ve kültür kazanma / Sosyal rolleri öğrenme / Sosyal interaksiyon (karşılıklı ilişkiler) / Sosyal değerler, normlar ve kurumlar / Sosyal benlik, insan davranışlarının oluşumu ve değiştirilmesinde öbek dinamiği.
* çocukluk ve gençlik yaşlarında şahsiyetin oluşumu - Aile / Arkadaş grupları / Mektep / Iş / Aile, mektep ve meslekte rol ve tutumların kazanılması.

* Eğitim, kültür ve cemiyet - Kültürün cemiyet düzenindeki yeri / Sosyo-kültürel sistem / Kültür değişmeleri ve? cemiyet değişmeleri - cemiyet tipleri, kültür tipleri.

* Eğitime tesir eden sosyal faktörler / Aile / Sosyal sınıflar ve tabakalar / Öğretmen - Mektep - Kitle iletişim araçları / Politik ve ekonomik sistem - Sosyal hareketlilik.

* Eğitimin sosyal fonksiyonları / Politik, ekonomik ve seçme fonksiyonları / Toplumsal düzeni sürdürme ve değiştirme.

* Okulun sosyal yapısı / Öğretmen-öğrenci, öğretmen-anne-baba ilişkileri / Mektep hayatında demokrasi / Okulun diğer sosyal kurumlarla, aile, din, ekonomi, yönetim vs. ile ilişkileri.

* Eğitim, siyaset ve cemiyet / Politik güçler ve toplumsal sistemler arasındaki bağlantı / Politik güçler ve eğitim / Eğitimde şans ve fırsat eşitliği / Eğitim politikası ve sosyal siyaset ilişkileri / Yetenekleri boşa harcama / Gençleri iş sahibi yapmak.

* Toplumlar ve mektep kuruluş sistemleri / Cemiyet modelleri ve mektep sistemleri / Toplumsal değişme ve eğitimde demokratlaşma / Mektep yapısı ve kültürel yapılar.

1.4. Eğitim Sosyolojisinde kullanılan metodlar

Eğitim - Sosyolojisi araştırmalarında, genellikle diğer davranış bilimlerinin kullandığı belli başlı teknik ve metodlardan yararlanılır ki, bunlar kısaca şunlardır :

* Tarihi belgelerin ve edebî eserlerin çözümlenmesi ve yorumu;
* Araştırmacının eğitim olgusuna bizzat katılarak doğrudan gözlem yapması;
* Belirli bir toplumsal öbek veya kuruluş hakkında tasvirî bilgi toplama ve değerlendirme ("Örnek vaka araştırması", "Case study");
* Eğitim araştırmalarında, eğitim ve diğer sosyal konulardaki istatistiklerden yararlanma;
* Eğitim problemlerinin çözümünde teorik modeller önerme ve deneme;
* Mektep ve sınıfla ilgili araştırmalarda grupların psikolojik davranışlarının matematiksel olarak ölçülmesi için kullanılan sosyometri.

1.5. Eğitim Sosyolojisinin önemi

Eğitim Sosyolojisi dersinin öğretmen ve eğitimcilere kazandıracağı yararlar da şu noktalarda özetlenebilir :

a) Bir öğretmenin karşısındaki öğrenciler çok çeşitli toplumsal menşelerden; ailelerden, yerleşim yerlerinden, sosyal sınıf ve tabakalardan gelmektedirler. Öğretmen, öğrencilerin içinden çıktığı sosyal çevreyi ve oradaki sosyal ilişkileri iyi bilmelidir.

b) Öğretmen, içinde çalıştığı okuldaki toplumsal olguyu ve bir sosyal kuruluş olarak okulun sosyal işleyişini bilmeli; eğitim-öğretim çalışmaları sırasında bundan faydalanmalıdır.

c) çağdaş öğretim yapmak isteyen bir öğretmen, karşısındaki öğrenci grubunun özelliklerini bilmeli; öbek dinamizmi, öbek davranış ve dayanışması ile ilgili bilgi sahibi olmalıdır.

d) Eğitim Sosyolojisi, öğretmenlere, içinde bulundukları toplumun kültürü, eğitimi etkileyen toplumsal güçler ve etkileme biçimleri, toplumsal gelişme, toplumsal roller vs. konularında sağlıklı bilgiler vermektedir.

e) Eğitim Sosyolojisi, ülkenin ve çağdaş toplumsal düzenin eğitim sorunları karşısında, öğretmenlerin daha bilinçli devinim etmelerinde ve mümkün çözümler göstermelerinde yardımcı olur.

1.6 Eğitim ile cemiyet arasındaki ilişkilere tarihi bir bakış

Uzun yüzyıllar boyunca eğitim, toplumun ahlâk kurallarının, ekonomik ve politik yapısının belirlediği - ama kati olarak belirlediği - ve var toplumsal düzeni aynen devam ettirmeyi sağlayacak vatandaşlar yetiştirmeyi amaçlayan bir sistem olarak görüldü. Öyle ki, cemiyet düzeni ve onun felsefî ahlâki ve politik kuralları, öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiyi, eğitimin amaçlarını, eğiticinin hedeflerini, eğitim araçlarını ve vasıtalarını tek başına belirliyordu. Avrupa'da 18. yüzyılın ortalarına kadar hem okullarda hem de mektep dışı dinî ve meslekî eğitim kurumlarında verilen eğitim, eğiticilerin öğrenciler üzerindeki kati egemenliğine dayanıyor ve yeni nesiller var toplumsal düzenin devamını sağlamak için zamanın toplumsal ihtiyaçlarına ve gereklerine göre düzenleniyordu.

Tarihte artık klâsik olmuş olan bu tezi ilk kere 1888 yılında W.Dithey, "eğitim, toplumun bir fonksiyonudur" şeklinde formüle etmişti. Buna göre eğitim hedefleri toplumun hedeflerinin aynısı idi. Eğitim düşünce ve hareketleri sosyal yapıya bağlı ilişkiler tarafından, "toplumsal güç" ve politik çıkarlar bakımından belirleniyordu. Öyle ki eğitim, var yönetim-yönetilen (iktidar-halk) ilişkilerinin sağlamlaştırılarak sürdürülmesine yarıyordu.

18. yüzyılın ortalarından itibaren aşırı derecede hızlanmış olan toplumsal değişmede eğitim, çok önemli bir rol oynayamadı. W.F. Ogburn'ün "kültürel geri-kalma" (cultural lag", "kulturelles Zurückleiben") teorisine göre, toplumdaki bütün kültürel unsurlar aynı değişme sürecini enlem zamanlar içinde geçirmediler; "maddî kültür" dediğimiz ilim ve teknik keşifleri, bilgi ve metodları, "manevî kültür" ("immaterialle Kultur") dediğimiz toplumsal kurumlar, değerler, kurallar, dünya görüşleri, örgütler vs. den daha yavaş bir gelişme gösterdiler ve onların gerisinde kaldılar. Oysa günümüzde ise tam tersi bir durumla karşılaşmaktayız. Bugün maddî kültür unsurları alabildiğine bir gelişme içinde bulunmalarına karşın, manevî kültür unsurları önemli bir gerilik içinde bulunmakta; yeni değerler yaratılmadığı gibi eskilere karşı da durum alınmakta ve insanlar büyük bir manevi boşluk içinde bunalımlara düşmektedirler.

Genellikle Eğitim Sosyolojisinin kurucusu olarak kabul edilen Fransız sosyologu E.Durkheim, eğitimi toplumun bir fonksiyonu olarak görmeye devam etti. Ona göre eğitim, topluma bağlı değişkenlerden biri idi ve amacı da çocukları ve gençleri, içinde yaşadıkları topluma katmak, oraya ahenk yapmalarını sağlamak; bu toplumsal ve politik sistemi anlamalarını ve işleyişine katılmalarını temin etmek idi. Hatta bazı anne-babalar istemeseler bile, çocukların başarılı olabilmeleri için, içinde bulundukları cemiyet düzenine uygun, sosyal yönden istek edilen çerçevede yetiştirmek zorundadırlar. Bu, çocukların hayatta başarılı olabilmeleri için vazgeçilmez bir esastır.

Eğitim-toplum ilişkilerindeki bu aşırı görüş insanın tamamen cemiyet tarafından şekillendirildiğini kabul ediyor ve onu, cemiyet düzeni içindeki sosyal rollerden kendisine müsait düşenleri seçip oynayan bir "rol oyuncusu" olarak görüyordu. Ancak bu görüşün bir antitezi olarak, eğitim toplumdan bağımsız bir değişken olduğu ve toplumun eğitim tarafından şekillendirilip değiştirdiği görüşü savunulmaktadır. Dilthey'in tezine tamamen zıt olan bu görüşe göre de "toplum, eğitimin bir fonksiyonudur". Eğitim, toplumu yenileştirme ve değiştirme, var toplumsal, politik güç ve fikirleri denetim altına alma, şekillendirme gücüne sahiptir. Sosyal bilimler tarihinde bu tip bir görüşün ilk savunucularından biri J.G.Fichte idi. Ona göre, eğitim sisteminde ve özellikle ilkokul düzeyindeki eğitim-öğretim yürüten öğretmenlerin çalışmalarıyla cemiyet yapısında büyük değişikler olur. Fichte, Alman milletinin Napolyon'un işgalinden kurtulmasının ancak bu yolla mümkün olabileceğini savunuyordu. Tanınmış Amerikalı eğitim düşünürü J. Dewey de 1899'da yayınladığı "Eğitim ve Toplum" adlı eserinde, eğitim sistemini, toplumsal değişimin doğrudan doğruya bir aracı olarak görüyor; toplumsal reformların yapılmasını okullardan bekliyordu.

Yukarıda kısaca söz edilen görüşler, eğitim ile cemiyet arasında diyalektik bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu kitapta işlenecek olan eğitim ile cemiyet arasındaki bağlantılara, düşünce tarihinin ilk dönemlerinden beri dikkat çekilmektedir. Platon, Aristoteles, Poseidonius, Çiçero gibi antik Yunan ve Roma dönemi düşünür ve siyasetçilerinin eserlerinde eğitim olgusuna toplumsal, felsefî ve politik yaklaşımlar görülmektedir. Ortaçağ düşünce hayatında da, toplumsal yaşam ile eğitim bir görülmeye devam etmiştir. Ancak daha sonra eğitim ve toplum, felsefî ve teolojik görüşlerin kontrolünden kurtulmuştur. Bu, İngiltere'de de J.Locke; Fransa'da, J.-J. Rousseau ve Almanya'da J.G.Herder tarafından gerçekleştirilmiştir. Bilimsel ve teknik keşifler, icatlar, gittikçe artan nüfus, üretim tekniğinde ortaya çıkan yeni düzenlemeler sosyal yaşayış biçimindeki değişiklikleri mecburi kılmıştır. Bu arada politik iktidarlar da toplumsal değişmeye ayak uydurmak zorunda kalmışlardır. O vakit bu sosyo-ekonomik değişiklikler içerisindeki insanlarda kendi çıkarlarını düşünen, rasyonel davranan, feodal yapılardan ve geleneksel iş bağlarından kurtulan bireyler olarak ortaya çıktılar. Bunun sonucu olarak da, eğitim ve öğretim anlayışı ferdin kendini bağımsızlaştırmasına ve cemiyet yapısındaki değişikliklere uymak zorunda kaldı.

J.-J. Rousseau, ferdin doğuştan getirdiği saf tabiatını temele saha bir eğitim teorisi geliştirdi. Onun "Emile veya Eğitim Üzerine" adlı pedagojik romanında vurgulamak istediği, ferdin doğuştan temel olarak pak olduğu, ancak feodal toplumun ve eğitim iç bütün toplumsal kurumların daha sonra kişinin temizliğini ve ahlâkını bozduğu idi. Ona göre eğitim, toplumun, dinî, felsefî, ahlâki ve politik sistemlerin çocuğa kabul ettirilmesi değil; çocuğun serbest gelişimini, "tabiî gelişimini" sağlayıcı bir düzen olmalı idi. Rousseau'nun eğitim anlayışı yalnız bu değildir; onun eğitim anlayışını cemiyet anlayışı ile beraber ele almalıdır. Ona göre toplum, o topluma katılan insanların bağımsız ve mantıklı düşünüp anlaşmalarıyla ("sosyal sözleşme") kurulmalıdır; bu da ancak demokratik bir cumhuriyet şeklinde mümkündür. Onun "tabiata art dönme" şeklindeki eğitim görüşü cemiyet ve uygarlık düşmanı bir görüş değil, sosyal eşitsizliğe ve çatışmalara yol açan o zamanki eğitim ve cemiyet düzenine karşı bir durum alıştır.

Rousseau'nun açtığı bu çığır, daha sonra da devam etmiş ve bugün de hâlâ temsilcileri bulunmaktadır. Bunların en tanınmışları M.J.A. Condorcet, I.Kant, W.v. Humboldt, K.Marx, S.Freud, W.Reich, H.Marcuse, J.Habermas tır. Bunlar eğitimden, insanın kendini gerçekleştirmesi ve haklarını elde etmesi ("Emanzipation") yolunda ona yardım etmesini istemekte ve genellikle radikal ütopyalar şeklinde, daha iyi ve çocuklara müsait bir cemiyet kurulmasını düş etmektedirler. Bunlara göre toplumsal statüler, çocukların kimin çocuğu olarak doğduklarına veya ailelerin servetlerine bakılmaksızın, şans eşitliğine dayalı bir eğitim sistemi içinde yetişecek çocukların yükselebilecekleri yerlere göre verilmelidir. Yani eğitim, bir taraftan çocukları ve gençleri toplumsal ve geleneksel bağlardan kurtardığı gibi, öte yandan da toplumsal yapı, eğitim tarafından belirlenmiş olmaktadır. Toplumun eğitimi veya eğitimin toplumu belirlediği şeklindeki diyalektik görüşlere gerçekçi bir yaklaşımla bakıldığında bunların aslında iç-içe oldukları, birbirlerini karşılıklı etkiledikleri ve belirledikleri ortaya çıkmaktadır.

Eğitimin toplumsal olarak üstlendiği görev, diyalektik bir yapı göstermektedir; eğitim hem yetiştirdiği çocukları ve gençleri içinde yaşayacakları topluma uyan birer şahsiyet olarak yetiştirmek için cemiyet düzenini ve kültürünü onlara aktarmakta hem de bu çocuklara ve gençlere, cemiyet yapısını değiştirici, düzeltici ve ileriye götürücü, eleştirici düşünceyi vermeye çalışmaktadır.

Eğitimde bu iki yöne daima dikkat edilmelidir; gençler hem devlet ve cemiyet için, onların kültür ve kanunlarına uyacak şeklinde yetiştirilmeli hem de ileriye yönelik müspet değişiklikleri yapabilecek güçte olmalıdırlar. Aslında birbirine zıt gibi görünen bu hususlar, daha dikkatlice incelendiğinde, sadece görünürde bir zıtlık olduğu ortaya çıkar; eğitimde her iki husus ne kadar mükemmel bir şekilde gerçekleştirilse, zıtlığın o kadar belirsiz bir şekilde ortadan kalktığı görülecektir. Yalnız burada toplumsal ve bireysel alaka ve ihtiyaçlar çok dikkatli değerlendirilmelidir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
eğitim, sosyolojisi


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Açık

Forum Jump


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:12.


mersin escort alanya eskort