Mutluluğun U Hali
Mutluluğun U Hali Hastalarımda yıllardır gözlemlediğim bir durumu doğrulayan araştırmalarla karşılaşınca, gerçekten mesut oldum. Hepimiz adına! Hiçbirimiz yılları art saramıyor, yaşlanıyoruz; üstelik doğduğumuz andan başlayarak! Bu kaçınılmaz son bizleri kaygılandırıyor; korkuyla bekliyoruz! 18 yaşında yaşlanmaya başladığını söyleyenimiz de var; saçlarının arasına gizlenmiş ilk ak teli gördüğünde, herşeyin bittiğine ikna olanımız da! Yaşlanmak denince, çekiliğimizi, sağlığımızı, yaşam enerjimizi, sosyal statümüzü ve çevremizi kaybetmek geliyor aklımıza. Yaşlandıkça beğenilmeyen, sevilmeyen, takdir görmeyen, yapayalnız ve yardıma muhtaç bir insana dönüşeceğimize inanıyoruz. Her geçen gün daha da mutsuzlaşan! Ama bilimsel araştırmalara göre, gerçek pek öyle değil! Hatta tam tersi bir vaziyet söz konusu. 51 ülkeden 1,3 milyon kişiyi değerlendiren Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (National Bureau of Economic Research) çalışmasına göre insanlar, yirmili yaşların ilk yarısına kadar kendilerini oldukça mesut hissediyor. Ama bu sevinç pek uzun sürmüyor, ne yazık ki! 25 yaşından sonra yokuş aşağı iniş başlıyor. Sorumluluklarımız arttıkça, huzursuzluklarımız ve mutsuzluklarımız da artıyor. En dibe vurduğumuz dönemse 39-57 arası. Neden böyle? O yıllarda bedensel sınırlanmalarla yeni yeni tanışıyor, ömrün bitimli bir şey olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Okuma gözlükleri, aksayan adetler, sarkmalar ve kırışıklıklar, yüksek tansiyon, vs, vs... Evliliklerin büyük sarsıntıları da, o döneme denk gelebiliyor. Aldatılma, bıkkınlık ve ''yeter artık!'' deme! Arkadan gelen gençlerle rekabet zor! Kimimiz işini kaybediyor. Erken emekli olanlarımız, hala var olan enerjilerini nasıl değerlendireceğini bilemiyor. Çocuklar büyüyor, onların çıldırtıcı ergenlik çağı sorunlarıyla boğuşuyoruz. Okumak ya da çalışmak için evden gittiklerinde ise, ‘’boş yuva’’ sendromu bizi bekliyor. Ebeveynlerimiz daha çok hastalanıyor; kimimiz onları kaybediyoruz. Yaşamın anlamını sorgulamaya başlayıp, ‘’Hepsi bu mu?’’ sorusunu soruyoruz, muhatabımızın kim olduğunu bilmeksizin! Kötü, kimi çok kötü hissediyoruz. Bu dibe vuruşun sonrasında, taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor, neyse ki! 55 yaşından sonra, kaçınılmaz gerçeklere alışmaya başlama, çocukların büyümesi ve kendi yaşamlarını kurmalarıyla ekonomik sorumlulukların azalması, kariyerimizin iyi noktalara gelmesi veya istenilen bir emeklilikle özgürleşmemiz gibi gerçekler, sevinç eğrisinin yönünü yukarı çeviriyor. Yani bir ‘’U’’ harfi çiziyor sevinç grafiği. Hiçbir şeyin sonsuza dek sürmediğini, yaşamda her anın kıymetli olduğunu, hırs ve öfkenin insanı çirkinleştirip, sevgi ve şefkatin güzelleştirdiğini ayrım edenlerimiz için bu sevinç serüveni, yaklaşık yetmişli yaşların sonu ve hatta seksenli yaşların ortalarına dek uzanıyor. Elbette çevremizde sevenlerimizin ve ekonomik bağımsızlığımızın olması, sağlıklı yaşlanmamız, kaç yaşında olursak olalım bizi yaşama bağlayan uğraşı ve amaçlar edinmemiz, mutluluğumuzun düzeyini çok etkiliyor. Aziz Nesin'in, ''Kendime Öğüt'' şiirine kulak vermemizde de fayda var: Uslanma hiç hep çılgın kal Büyüme sakın çocuk kal Es çılgın çılgın böyle kal Son harmanında sevdanın Tüken toz toz savrula kal Suçüstü bulmalı ölüm Ölürken de sevdalı kal... Huzurlu, ekonomisi dengeli, insan ilişkileri sağlıklı toplumlar, mesut yaşlanmayı kolaylaştırıyor, elbette. Ama sıkça yazdığım gibi, sevinç aslında yalnızca dış faktörlere bağlı bir vaziyet değil; o bir zekâ ve emek işi. Karar verenlerimiz için her zaman, daha anlamlı ve doyumlu yaşamak mümkün. Doğası gereği sürekli olumsuzluklara odaklı beyinlerimizi geliştirip eğiterek, gerçekliğin farkında olmayı ve sakin kalmayı, yapıcı düşünmeyi ve davranmayı öğrenerek, hangi yaşta olursak olalım, sevinç eğrimizi yukarılarda tutabiliriz. alıntı
|